|
muammerwrote:
^^Milli birlik beraberlik Sen nasip eyle Ya Rabbi! ^^
Taş atana aş atmayı Sen nasip eyle Ya Rabbi! Yaşamayı, yaşatmayı Sen nasip eyle Ya Rabbi! İnsanlıkta yarışmayı Terk ederek vuruşmayı Kardeşliği, barışmayı Sen nasip eyle Ya Rabbi! Ceddimize övgüleri Kalbimize sevgileri Türk’e layık mevkileri Sen nasip eyle Ya Rabbi! Birbiriyle dost olmayı Ayak değil, üst olmayı Sevgi ile mest olamyı Sen nasip eyle Ya Rabbi! Hep beraber gülmemizi Kendimize gelmemizi Ayağa dikilmemizi Sen nasip eyle Ya Rabbi! Vatana sahip çıkmayı Herkese eşit bakmayı Uyanmayı, ayıkmayı Sen nasip eyle Ya Rabbi! Hem anane, hem de töre Bölge bölge, yöre yöre Her şeyimiz Türk’e göre Sen nasip eyle Ya Rabbi! Bizim olmalı ne varsa Her şey, Edirneden Kars’a Hoş görü dünyadan mars’a Sen nasip eyle Ya Rabbi! Ülkemize birlik, dirlik Herkese vatanperverlik Milli birlik beraberlik Sen nasip eyle Ya Rabbi! BAL der Hakkı seçmemizi Doğru yola geçmemizi İman ile göçmemizi Sen nasip eyle Ya Rabbi! Mikdat Bal
June 11
|
|
|
EYUP ALTUNSOYwrote:
GENÇLİĞE HİTABE
Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik... Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! Şuurunda bir gençlik... Devlet ve milletinin büyük çapa ermiş yedi asırlık hayatında ilk iki buçuk asrını aşk, vecd, fetih ve hâkimiyetle süsleyici; üç asrını kaba softa ham yobaz elinde kenetleyici; son bir asrını da, Allahın Kur’an’ında bel hum adal dediği hayvandan aşağı taklitçilere kaptırıcı; en son yarım asrını da işgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, Türkü madde planında kurtardıktan sonra ruh planında helak edici tam dört devre bulunduğunu gören... Bu devreleri yükseltici aşk, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde dimdik bekleyen bir gençlik... Gökleri çökertecek ve yeni kurbağa diliyle bütün dikeyleri yatay hale getirecek bir nida kopararak Mukaddes emaneti ne yaptınız? Diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik... Dininin, dilinin, beynin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, öcünün davacısı bir gençlik Halka değil Hakk’ ka inanan, meclisinin duvarında Hâkimiyet HAKK’ kındır düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta ve halis hürriyeti HAKK’ ka kölelikte Bulan bir gençlik... Emekçiye benim sana acıdığım ve yardımcı olduğum kadar sen kendine acıyamaz ve yardımcı olamazsın! Ama sen de, Zulüm gördüğün iddiasıyla, kendi kendine Hakk’ı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta başıboş bırakılamazsın! Kapitaliste ise: ALLAH buyruğunu ve Resul ölçüsünü kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça serbest nefes bile alamazsın! ihtiharını edecek... Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlik... Bir buçuk asırdır yanıp kavrulan, bunca keşfine ve oyuncağına rağmen buhranını yenemeyen ve kurtuluşu arayan... Batı adamının bulamadığını, Türkün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta Batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını çözecek ve her sistem ve mezhep, ortada ne kadar hastalık varsa tedavisinin ve ne kadar cennet hayali varsa hakikatinin İslam’da olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslam âlemine ve bütün insanlığa numunelik teşkil edecek bir gençlik... Kim var? Diye seslenilince, sağına ve soluna bakınmadan, fert fert ’ Ben varım! ‘ cevabını verici, her ferdi’ Benim olmadığım yerde kimse yoktur! ‘ duygusuna sahip bir dava ahlakını pırıldatıcı bir gençlik... Can taşıma liyakatini, canların canı uğruna can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette strateji ve taktik sahibi bir gençlik... Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle, zifiri karanlıkta, ak sütün içindeki ak kılı fark edecek kadar gözü keskin bir gençlik... Bu gün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, çıkartma kâğıdı şehri, müzahrefat kanalı sokağı, fuhuş albümü gazetesi, şaşkına dönmüş ailesi ve daha nesi ve nesi, hâsılı, güya kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden silkip atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine, telkin ve temmiyesine memur vasıtalara kadar nefsini koruyabilecek, tek başına onlara karşı durabilecek ve çetinler çetini bu işin destanlık savaşını kazanabilecek bir gençlik... Annesi, babası, ninesi, dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün eski nesillerden hiçbirini beğenmeyen, onlara; siz güneşi ceketinizin astarı içinde kaybetmiş marka Müslümanlarısınız! Gerçek Müslüman olsaydınız bu hallerden hiç biri başınıza gelmezdi! Diyecek ve gerçek Müslümanlığın ne idiğünü ve nasılını gösterecek bir gençlik... Tek cümleyle Allah’ın, kâinatı yüzü suyu hürmetine yarattığı sevgilisinin âlemleri manto gibi bürüyen eteğine tutunacak, ondan başka hiçbir tutamak, dayanak, sığınak, barınak tanımayacak ve O’nun düşmanlarını ancak kubur farelerine denk muameleye layık görecek bir gençlik... Bu gençliği karşımda görüyorum. Maya tutması için otuz küsur yıldır, devrim baz kodamanların viski çektiği kamıştan borularla ciğerimden kalemime kan çekerek yırtındığım, kıvrandığım ve zindanlarda çürüdüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz, susuz, ekmeksiz başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allah’a hamd etme makamındayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim, manevi babanın tabutunu musalla taşına, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dava taşını da gediğine koymandır. Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes! Ey kahpe rüzgâr artık ne yandan esersen es! Allah’ın selamı üzerine olsun! Üstadımız Necip Fazıl Kısakürek SAKARYA TÜRKÜSÜ İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya: Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir: Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kainat: Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat! Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne? Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine: Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur. Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur. Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük? Bu dâvâ hor, bu dâvâ öksüz, bu dâvâ büyük!.. Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya! Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal, Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan: Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan! Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu? Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna? Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler. Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya. Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya! İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su: Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek: Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek? Kafdağı’nı assalar, belki çeker de bir kıl! Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya, saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun, Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider! Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz: Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber kılavuz! Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya: Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! Üstadımız Necip Fazıl Kısakürek
June 2
|
|
|
_¶¶___(¯`v´¯)
___¶¶_(¯`(●)´¯) ;)) _____¶¶(_.^._)¶¶ _____¶¶¶¶¶¶¶_(¯`v´¯) _____¶¶¶__¶¶(¯`(●)´¯) ____¶¶¶¶_¶¶¶¶(_.^._) _(¯`v´¯)¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶ (¯(۞)¯)(¯`v´¯)¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶ (_.^._)(¯`(●)´¯)¶¶¶____¶¶¶ ______(_.^._)¶¶¶________¶¶ _______¶¶¶¶¶_(¯`v´¯)____¶ ___(¯`v´¯)¶¶¶¶(¯`(●)´¯) __(¯`(●)´¯) ¶¶¶¶(_.^._) ___(_.^._)__¶¶¶¶_____¶¶¶ ___________¶¶¶¶__¶¶¶¶¶¶¶ _____________¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶ ______________¶¶¶¶¶_____¶¶¶ _______________¶¶¶_______¶¶ ________________¶¶__ (¯`.´¯) ¶ _________¶¶¶____¶¶(¯≻ (♥) ≺¯) _______¶¶¶¶¶¶¶_ ¶¶__(_.´`._) ____¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶(¯≻ (۞) ≺¯) __¶¶¶______¶¶¶¶¶___(_.´`._) _¶¶_________¶¶¶ __¶__________¶¶ _____________¶¶ ¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶ __¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶ ____¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶ ______¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶ ¶¶¶___¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶¶___¶¶¶ ___(¯`v´¯);)) __(¯`(●)´¯) ___(_.^._) AÇ KAPINI Ben sana hasretim ezelden beri, Ne olur insanlar götürün beni, Rasulullah nuru yaktı kalbimi, Aç kapını sana geldim ya rasulallah. Seni seven iki cihanda güler, Bu ümmet sensiz dünyayı neyler, Kelimeler,cümleler hep seni söyler, Aç kapını sana geldim ya rasulallah. Uhutta şehit verdin mübarek dişini, Ne olur hep takip edelim izini, Şereflendirdin dünyayı hepimizi, Aç kapını sana geldim ya rasulallah. Yeşil kubbe işte duruyor karşımda, Yaşadığın çileler hep aklımda, Sen varsın akan göz yaşımda, Aç kapını sana geldim ya rasulallah. selam ve dua ile aeo kib
May 20
|
|
|
Terk Etmek Mi, Terk Edilmek Mi?
█▒▒▒▒▒▒██ █▒▒▒▒▒▒▒██ ██▒▒▒▓▓▓▒▒██ █ █▒▒▒▓▓▓▓▒▒▒█ █ ██▒▒▒▓▓▓▓▓▒▒█ █ █▒▒▒▓▓▓▓▓▓▒▒█ █ █▒▒▒▓▓▓▓▓▓▒▒█ ████████ ██▒▒▓▓▓▓▓▓▒▒█ █████ █ █▒▒▒▓▓▓▓▒▒▒██████ ██▒▒▒▓▓▒▒▒█████████████████ ████▒▒▒▒▒▒██████▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒▒███ ██▒▒██▒▒▒▒██████▒▒▒▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒▒██ ██▒▒▒▒██▒▒██████▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒██ █▒▒▒▒▒▒████████▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒█ █▒▒▒▒▒▒▒▒█████▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒▒██ ██▒▒▒▒▒▒█████▒▒▒▒▓▓▓▓▓▓▓▓▒▒▒███ ██▒▒▒▒▒███▒██▒▒▒▒▓▓▓▓▓▒▒▒▒██ ███████▒▒▒▒██▒▒▒▒▒▒▒▒▒████ █▒▒▒▒▒▒▒██████████ ██▒▒▒▒▒▒▒██ ██▒▒▒▒▒▒██ ██▒▒▒▒██ Hiçbir ilişkinin bitmesi insanı mutlu etmez. Sonunda kurtulduğunu düşünen, sevinen birisini gördüğünüzde bile, bilin ki yaşadığı mutluluğa rağmen, neden o hale geldiğine dair ciddi üzüntüler geri planda çalışmaya devam ediyordur. Hepimiz bir şekilde ayrılık senaryosunun içinde bulunmuşuzdur. İster çok aşık olun, isterseniz hiç umurunuzda olmayan, değersiz ve basit bir şey yaşamış olun; ayrılık aklınızın köşesinde yazılı kalır. Bırakın bir insandan ayrılmayı, iki gün baktığınız kedi, köpek yavrusu bile gittiğinde içiniz sızlar. Ayrılık hikayelerini dinlerken, olaylara uzaktan baktığınızda, insan egosunun, en üzüldüğü durumlarda bile devreye girdiğini görürsünüz. “Kimse beni terk etmedi, hep ben ayrıldım!” veya “Onu terk ettiğimden beri kendini toparlayamamış!” gibi cümleler, eskiyen aşkların ardından en sık söylenenlerdir. Neden bir ilişki bittiğinde terk edilmiş olmak bizi ağır yaralar? Zaman zaman ayrılığın kendisinden daha ağır bir acı olur terk edilmek. İşe yaramaz, yetersiz, vasıfsız, tercih edilmemiş olma düşünceleri beynimizi doldurur sanırım. Benliğimizi saran, nasıl olur da terk edilirim, kıymetimi bilemedi, ben zaten ona kaç beden büyük geliyordum cümleleri ile acımızı hafifletmeye çalışırken, içimizde gittikçe büyüyen ve patlamaya hazır hale gelmiş bir bomba ile yaşadığımızı nasıl fark edemeyiz? Ne kadar severek bırakmış olsak da, terk ettiğimizde bu acının oranı biraz daha hafif mi olur? Aşk, dünyanın en özel duygusu olmasına rağmen, üstünlük savaşının altında ezilir mi? Her şeyi yenen bu muhteşem his, kendi egosunu yenemez mi? Kadın ve erkek arasında süren bu ezeli kavga, acaba tamamen terk etme ya da edilme olgusu üzerine kurulmuş olabilir mi? Bu duyguları aşkın dışına taşırsak, tüm ilişki biçimleri için geçerli olmaz mı? Küçüklüğünde annesi veya babası tarafından terk edilen bir çocuk, erişkin olduğunda bu psikolojik durumu üzerinde taşımaya devam etmez mi? Hayatındaki tüm detayları yoluna sokmuş, başarılı ve para kazanan, daha ileri gidersek, şan ve şöhret sahibi bile olan bir birey olsa dahi; terk edilme psikolojisini üzerinden atmayı başaracak kaç kişi vardır? Egolarımızdan, sosyal kimliklerimizden, sıfatlarımızdan, üzerimize yüklenmiş veya seçtiğimiz rollerden sıyrılarak bakabilsek aşka; gerçekten önemli midir kimin gittiği? İlişkiye harcanan zaman ve emek karşılığında, elinizde koca bir acı kalmışsa; aşk harcanıp gitmişse, her ayrılık ile kendinizden bir parçayı bırakmışsanız hayat tünelinde, terk etmek üzerine yapılan her söylem aslında komik değil midir? Sen terk ettin, ben terk ettim, şimdi ikimiz de galibiz! Bir yüreği susturmanın yolu, ağlayan çocuğun eline şeker verir gibi, kendimize terk etme başarısını vermek midir? İster siz ayrılın, ister karşı taraf, herkes için tek bir gerçek vardır: Aşk kaybetmiştir! ツツƸ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒ♥◘◘◘◘ мανι αу ◘◘◘◘♥Ƹ̵̡Ӝ̵̨̄Ʒツツ http://maviay1985.spaces.live.com
May 4
|
|
|
özcan karawrote:
......kırık bir aşk.............hikayesi bu...
..umutsuzluklarla..........ve hüzünle dolu... güneşinden yoksun; umut, bulutlar ardında gökyüzü kapkaranlık ve biz burada ışıksızız yollar aşılamaz türden, ufuklar bizden uzak .bugünler mutsuz ve yarınlar çok umutsuz ...amaçlar belirsiz ve araçlar çok yetersiz .....görüşebilmek zor, görüşmemek zor. .........sevebilmek ve de sevilebilmek, ............ne kadar mümkün sence? ...............ne kadar olası bu düş? ..................birleşebilir miyiz? .......................sen-ve-ben .........................bir gün! ...........................? ? vazgecilmez52@hotmail.com
Apr. 28
|